Marmaray’ın Üsküdar durağından çıkan kalabalık sahile doğru yayılırken, saat henüz dört buçuktu. Semt lisesinin son ders zili çalar çalmaz Yasemin, sırtındaki ağır çantanın askılarını düzeltip adımlarını Ahmediye’nin dik ve dar yokuşlarına çevirdi. Sınıf arkadaşları Kız Kulesi karşısında çay içip sohbet etmek üzere sözleşirken, o, fırtınalı poyrazın yüzüne çarptığı sokakları hızlıca tırmanıyordu.
On yedi yaşındaki Yasemin, üç yıl önce annesini kaybetmiş, kronik böbrek hastası olan babası ve ilkokula giden küçük kardeşiyle baş başa kalmıştı. Evin kirası, babasının diyaliz masrafları ve evin geçimi entirely onun okul çıkışında kazandığı paraya bağlıydı. Çalıştığı yer; tarihi ahşap binalara, eski konak kapılarına ve antikacılara restorasyon yapan, talaş ve reçine kokulu altı katlı tarihi bir hanın bodrum katındaki marangoz atölyesiydi.
Dükkânın kapısından içeri girdiği an, dışarıdaki deniz kokusu yerini keskin zımpara tozuna, sentetik tiner kokusuna ve hızar makinesinin yüksek gürültüsüne bırakırdı. Yasemin’in buradaki görevi; ustasının kaba kesimini bitirdiği ahşap panelleri ince zımparadan geçirmek, oyma motiflerin arasına biriken tozları temizlemek, gomalak cilası sürmek ve ağır ahşap blokları istiflemekti. Saatlerce havalandırmasız ortamda ağır zımparityla çalışmak kollarını sızlatır, tahta kıymıkları parmaklarına batar ve ince talaş tozu ciğerlerini zorlardı.
Yasemin’in en büyük arzusu ise İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği okumaktı. Atölyenin gürültülü ortamında, zımpara tezgahının hemen yanındaki ahşap dikmeye çivilediği kağıtlara fizik ve matematik formüllerini yazardı. Cilalaması gereken bir sandığın kurumasını beklediği on-on beş dakikalık aralarda, talaş tozuyla kaplı test kitabını açar, türev ve integral soruları çözmeye çalışırdı. Arkadaşları sıcak odalarında sınava hazırlanırken, o, zayıf bir sarı ampulün altında, elleri zift ve zımpara lekesi içinde geleceğini inşa etmek için ter dökerdi.
O akşam, tarihi bir yalının restorasyonu için yetiştirilmesi gereken devasa iki ahşap kapının cilalanması ve pirinç oymalarının takılması son dakikaya kaldı. Atölye sahibi usta rahatsızlanıp erken çıkınca, iş tamamen Yasemin’in omuzlarına bindi. Saatlerce nefes almadan, elleri su toplayana kadar ağır ahşap blokları taşıdı, zımparaladı ve cilaladı. Gece saat onu gösterdiğinde iş ancak bitmişti. Atölyenin ağır demir kapısını kilitleyip Üsküdar Sahili’ne doğru yürürken bacakları titriyordu; ama cebindeki yevmiyesi ve tamamladığı test föyüyle Boğaz’ın karanlık sularına bakıp gülümsedi.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.