Galata Köprüsü’nün üzerindeki balıkçıların oltaları akşamüstü karanlığına karışırken, Karaköy’ün tarihi bankalar caddesindeki lisenin kapıları açıldı. Hazal, ders biter bitmez okul ceketinin düğmelerini ilikleyip Fransız Geçidi’nin arka sokağında yer alan eski bir taş binaya doğru koşar adımlarla ilerledi. Arkadaşları Karaköy’ün popüler kafelerinde vakit geçirmek için ayrılırken, onun tek düşüncesi mesaisine bir dakika bile geç kalmamaktı.
Hazal, iki yıldır yalnız yaşayan teyzesinin yanında kalıyordu. Babası terk etmiş, annesi ise memlekette kıt kanaat geçinmeye çalışan beş çocuklu bir kadındı. Hazal, hem kendi eğitim masraflarını karşılamak hem de kardeşlerine harçlık gönderebilmek için okul çıkışlarında denizcilik haritaları, pusulalar ve seyir defterleri basan yüz yıllık bir matbaa-yayınevinde çalışıyordu.
Çalıştığı alan, yüksek tavanlı ama nemli, buram buram matbaa mürekkebi ve eski kâğıt kokan bir depoydu. Görevi; baskıdan çıkan devasa deniz haritalarını milimetrik katlama tezgahlarında katlamak, ciltlemek, pirinç pusula kutularını kadife kılıflara yerleştirmek ve kargo kolilerini hazırlamaktı. Ağır kâğıt toplarını taşımaktan sırtına kramplar girer, kâğıt kesikleri yüzünden parmak uçları sürekli sızlardı. Matbaa makinelerinin ritmik gürültüsü saatler geçtikçe başını ağrıtır, kurşunlu mürekkep kokusu genzini yakardı.
Hazal’ın hayali ise Hukuk Fakültesi’ne girip deniz hukuku alanında uzmanlaşmaktı. Zaman kazanabilmek için harita katlama masasının köşesine Anayasa Hukuku ve Türkçe Paragraf özetlerini koyardı. Elleri ritmik bir şekilde büyük Boğaz haritalarını katlayıp paketlerken, gözleriyle masadaki maddeleri takip eder, zihninden kanun metinlerini ezberlerdi. Gürültülü makinelerin sesini bir nevi kronometre gibi kullanıp soru çözme hızını artırmaya çalışırdı.
O gece, ertesi sabah limandan kalkacak uluslararası bir yük gemisi filosu için acil olarak yüzlerce seyir haritasının hazırlanması gerekti. Yayınevi sahibi siparişi yetiştiremezse büyük bir ceza ödeyecekti. Hazal, saatlerce ara vermeden, matbaa ışığının altında haritaları kesti, katladı, mühürledi ve özel tüplere yerleştirdi. Parmakları kâğıt kesikleriyle dolmuş, yorgunluktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Gece yarısı saat yarımda son koli de kuryeye teslim edildiğinde matbaanın kapısı kapandı. Karaköy’ün ıslak ve bomboş sokaklarından gece otobüsüne doğru yürürken, Boğaz’dan esen soğuk rüzgâr yüzünü yalıyordu; ama Hazal, bu devasa şehrin zorluklarına rağmen kendi rotasını çizmekten asla vazgeçmeyecekti.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.