Karaköy Rıhtımı’na vuran dalgaların sesi Boğaz’dan esen dondurucu poyraz rüzgârına karışırken, Cağaloğlu’ndaki Anadolu lisesinin çıkış zili çaldı. On altı yaşındaki Bahar, okul ceketini sırt çantasına koyup kalın kaşkoluna sıkıca sarındı. Sınıf arkadaşlarının Sirkeci tarafındaki kafelerde oturma davetlerini geri çevirerek, adımlarını Fransız Geçidi’nin arkasındaki tarihi ahşap binaların arasında yer alan tekne ve yat döşeme atölyesine doğru hızlandırdı.
Bahar, terzi olan babasının geçirdiği bir felç sonucu yatağa bağımlı kalması üzerine sekiz ay önce ailenin tek geçim kaynağı haline gelmişti. Dört nüfuslu evin kirası ve babasının her ay tekrarlanan fizik tedavi masrafları bu genç kızın omuzlarındaydı. Lise eğitimini aksatmadan akşamları bu atölyede ahşap yat koltukları, denizci minderleri ve tente kılıfları için kesim, zımba ve zımpara işçisi olarak çalışıyordu.
Atölye; su geçirmez branda kumaşı, zift, deri cilası, taze sünger ve marin tutkalı kokusuyla kaplı yüksek tavanlı bir yerdi. Görevi; ahşap yat kasaları üzerine süngerleri özel marin tutkalla yapıştırmak, kalın Branda ve hakiki deri kılıfları döşeme tabancasıyla kasalara gergin şekilde çakmak ve biten minderleri koruyucu naylon ambalajlara sarmaktı. Saatlerce havalı zımba tabancası kullanmaktan bilekleri sızlar, marin tutkalı ve zift kokusu genzini yakardı.
Bahar’ın tek hayali, Yıldız Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü’nü kazanarak yat tasarımı alanında uzmanlaşmaktı. Döşeme tezgahının karşısındaki beton kolona Matematik-2 ve Fizik özet kartlarını asmıştı. Bir yandan iki eliyle ağır döşeme kumaşını ahşap kasaya gerip zımbalarken, gözleriyle duvardaki vektör, alan ve türev denklemlerini takip eder, zihninden soruları çözmeye çalışırdı. Zımba tabancasının çıkardığı ritmik sesleri zihnini odaklamak için bir tempoya dönüştürmüştü.
O gece, Marina’da bekleyen lüks bir yata teslim edilecek otuz parçalık minder ve döşeme setinin zımbalanması ve paketlenmesi acilen bitirilmek zorundaydı. Atölye sahibi usta rahatsızlanıp erken ayrılınca tüm yük Bahar’a kaldı. Saatlerce marin tutkalı ve kumaş tozunun ortasında parçaları tek tek kontrol etti, gerip zımbaladı ve koruyucu ambalajlara sararak teslimata hazır hale getirdi. Gece saat yarımı gösterdiğinde ambalajlama ancak bitti. Üstü başı sünger tozu ve tutkal kokar halde atölyeyi kilitledi. Karaköy Tramvay Durağı’na doğru yürürken Boğaz’dan esen soğuk rüzgâr yüzüne çarptı; ama Bahar, bu koca şehrin zorluklarına rağmen kendi kaderini deniz hatları gibi sağlam adımlarla şekillendirdiğini çok iyi biliyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.