Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Barbaros Bulvarı’na bakan tarihî taş binalarının üzerinden esen keskin ekim poyrazı, Beşiktaş’ın dik yokuşlarındaki sararmış çınar yapraklarını savururken, Ortaköy’deki bir anadolu lisesinin son ders zili gürültüyle çaldı. On yedi yaşındaki Dilara, okul ceketinin üzerine giydiği lacivert şişme montun fermuarını çekip ağır sırt çantasının askılarını omuzlarında sabitledi. Sınıf arkadaşlarının sahil boyundaki kafelerde vakit geçirme tekliflerini nezaketle geri çevirerek, adımlarını Yıldız Parkı’nın hemen altındaki restore edilmiş taş binanın üçüncü katında yer alan uluslararası akıllı ulaşım sistemleri ve metro sinyalizasyon proje acentesine doğru hızlandırdı.
Dilara, yedi ay önce babasını Gayrettepe-İstanbul Havalimanı metro hattı şantiyesinde meydana gelen bir hat elektrifikasyon arızasında yitirdikten sonra kalp hastası annesi ve ilkokula giden küçük kız kardeşinin tüm geçim yükünü omuzlamıştı. Beşiktaş Çarşı içindeki eski bir binanın kiralık daire masraflarını ödemek, annesinin her ay yenilenen kardiyoloji ilaçlarının masrafını karşılayabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde bu acentede akşam sekreteri ve uluslararası raylı sistemler tescil kayıt personeli olarak çalışıyordu.
Büro; taze filtre kahve, metro sinyalizasyon CAD çizimleri, telekomünikasyon şemaları ve yüksek hızlı ploter cihazlarının ritmik vızıltısıyla kaplı son derece vakur, kurumsal ama yüksek tempolu bir mekândı. Dilara’nın görevi; Berlin ve Viyana merkezli demir yolu mühendisliği firmalarından gelen metro hatları teçhizat şartnamelerini sisteme işlemek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı raylı sistemler onay dosyalarını kodlarına göre klasörlemek, gelen uluslararası kuryeleri karşılayarak sinyalizasyon test raporlarını teslimat defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran karşısında hat voltaj katsayılarını, hat açıklık toleranslarını ve patent sicil numaralarını doğrulamaktan göz pınarları kurur, topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev teknik arşiv klasörlerini üst raflara taşımaktan kolları ile sırtı ağrırdı.
Dilara’nın en büyük arzusu ise İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Kontrol ve Otomasyon Mühendisliği Bölümü’nü kazanıp akıllı şehirler ve güvenli metro otomasyon sistemleri geliştiren vizyoner bir mühendis olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmeceye YKS Sayısal özet kartlarını ve Fizik-Matematik ders föylerini gizlice yerleştirmişti. Bir yandan dahili telefon hatlarını yönlendirip kurye zimmetlerini yaparken, göz ucuyla çekmecedeki elektromanyetik alanlar, integral ve türev sorularını zihninden çözüyordu. Arkadaşları evlerinde rahatça test çözerken, o, klavye tıkırtıları ve dev metro hat projelerinin ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, İstanbul’un yeni kurulacak metro hattı için Almanya’dan gelen yetmiş beş parçalık Acil Sinyalizasyon ve Elektrifikasyon Akreditasyon Dosyası’nın taranması, numaralandırılması ve e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir şantiye denetimi için İkitelli’ye gidince, tüm tarama, kontrol, kodlama ve arşiv yükleme işi Dilara’nın omuzlarına bindi. Gece saat onu geçtiğinde elleri kâğıt kesiklerinden sızlamaktan hissizleşmiş, bacakları yorgunluktan titriyordu. Binanın tarihî kapısını kilitleyip Beşiktaş İskelesi’ne doğru yürürken cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un dondurucu gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.