Dilek’in Çengelköy ve Beylerbeyi Sokaklarındaki Sedef ve Cam Sanatı Mücadelesi
Temmuz ayının sonlarına doğru Marmara Denizi’nden esip Beylerbeyi Sarayı’nın bahçelerindeki asırlık çınar ağaçlarını serinleten nemli Boğaz rüzgârı Çengelköy’ün dar, taş sokaklarına yayılırken, Dilek kucağındaki ağır ahşap taşıma kasasını ve kıymetli okyanus sedefi plakalarını düşürmemek için Çengeloğlu Sokak’ın dik ve kaygan yokuşunu büyük bir dikkatle tırmanıyordu. Marmara Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü yüksek lisans öğrencisi olan Dilek, Gaziantep’in tarihi bakırcılar ve sedefçiler çarşısından İstanbul’a, kadim sedef kakma zanaatını üfleme cam parçalarıyla harmanlayarak çağdaş heykelsi rölyefler üretme hayaliyle gelmişti. Çengelköy’ün arka sokaklarında, duvarları rutubetten kabarmış ve tavanından rüzgâr giren tek odalı eski bir ahşap bodrum katında yaşıyor; geceleri Beylerbeyi Sahili’ndeki bir balıkçı lokantasında masa silip bulaşık yıkayarak hem ev kirasını ödemeye hem de hakiki okyanus sedefi, pirinç tel ve üfleme cam masraflarını karşılamaya çalışıyordu.
O gün, hayatının en kritik akademik değerlendirmesi ve uluslararası el sanatları bursu seçmesi vardı. Beylerbeyi’ndeki tarihi bir yalı restorasyonunda düzenlenecek olan "Boğaz’ın Sedefi ve Camın Işığı" sergisi için hazırladığı, ceviz ağacından oyduğu kaide üzerine okyanus sedefleri kakıp aralarına üfleme turkuaz cam parçaları yerleştirdiği devasa "Beylerbeyi Yakası ve Boğaz Köpüğü" panosunu jüriye teslim etmesi gerekiyordu. Eğer eseri birincilik kazanırsa hem İspanya’daki Elyazmaları ve Ahşap Eserler Koruma Enstitüsü’ne iki yıllık burslu araştırmacı olarak kabul edilecek hem de üç aydır ödeyemediği ev kirasını ve esnaf borçlarını tek kalemde silebilecekti. Haftalardır uykusuz kalmış, neşter ve iskarpela tutmaktan parmakları nasır bağlayıp su toplayana kadar o sert kütleye biçim vermişti.
Ancak Çengelköy Yokuşu’ndan sahile doğru inen buzlanmış gibi kaygan ve yosunlu Arnavut kaldırımı sokakta yürürken, dar yoldan kontrolsüzce geçen bir pazarcı arabası Dilek’in üzerine doğru savruldu. Anlık bir panikle kenardaki tarihi taş duvara sıçrayan Dilek, dengesini kaybederek sertçe kapaklandı. Kucağındaki muhafaza kasası fırlayarak merdiven basamaklarına çarptı. Kasadan fırlayan o narin sedefli pano, darbenin etkisiyle sert zemine yapıştı; oyulmuş ceviz katmanları çatlayarak yarıldı, gömülü sedefler yerlerinden sökülürken turkuaz cam parçaları çatırdayarak sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.
Dilek, ellerindeki ve dizlerindeki kanamanın acısını hissetmeden, soğuk çamurun içinde dağılmış sedeflere ve parçalanan panosuna bakarak donakaldı. Uykusuz geçen geceler, iskarpela sesleriyle çınlayan zihni, nasırlı parmakları ve kurduğu tüm gelecek hayalleri saniyeler içinde o kirli suyun içinde yok olup gitmiş gibiydi. Ağlamaktan hıçkırıklara boğulan genç kız, Boğaz’ın bu rüzgârlı ve acımasız kıyısında ne kadar tek başına kaldığını felt etti.
O sırada sokağın köşesindeki eski bir cam ve ahşap atölyesinden çıkan, Çengelköy’ün elli yıllık emektar sedef ve cam ustası "Sedefçi Karabet Usta" kızın çaresizliğini fark etti. Dükkânından çıkıp Dilek’i kolundan tuttu, omuzlarına tutkal ve çam kömürü kokan önlüğünü örterek onu kütük sobasının gürül gürül yandığı sıcacık atölyesine götürdü.
Karabet Usta, Dilek’e dumanı tüten bir bardak sıcak ıhlamur uzattıktan sonra yarılan ve parçalanan panoyu inceledi. "Ahşap yarıldı, cam kırıldı diye emek zayi olmaz kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Boğaz ustaları çatlayan ahşabı çöpe atmazdı; yarığın arasına erimiş çam reçinesi ile bakır tozu enjekte eder, kırılan camların etrafını pirinç tellerle sararak o yarayı eserin kalbindeki bir ışık çizgisine dönüştürürlerdi. Eserin yarası, ona kendi ruhunu veren yerdir."
Karabet Usta, atölyesindeki emektar çam reçinelerini, erimiş bakır tozlarını ve ince pirinç bağlama tellerini çıkardı. Dilek, ustanın rehberliğinde titreyen elleriyle yarılan ceviz kaideyi reçine ve bakır tozuyla birleştirdi; kırılan turkuaz camları ise pirinç tellerle kenetleyip esere büyüleyici bir "metalik-sedef-cam" hibrit dokusu kazandırdı. Derin çatlaklar, Beylerbeyi Sahili’ne vuran fırtınalı dalgaları simgeleyen masalsı damarlara dönüştü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.