Mart ayının yağmurlu ve serin bir cuma sabahında Boğaz’ın üzerini kaplayan gri bulutlar Beşiktaş sırtlarına çökerken Ezgi, laboratuvardaki kütle spektrometresi cihazının önünde optik mikroskopla kayaç ince kesitlerini inceliyordu. İstanbul Üniversitesi Jeokimya ve Kozmokimya Anabilim Dalı’nda doktora yapan Ezgi, gündüzleri Dünya dışı kayaçların, gök taşlarının (meteorit) minerolojik yapılarını ve nadir toprak elementleri izotop oranlarını haritalandıran, bol hırkası, gözlükleri ve kendi halindeki tavırlarıyla bilime tutkulu bir araştırmacıydı. Ancak gök taşı numunelerinin tahribatsız izotop analizlerinde kullanılan elektron mikroprob (EPMA) cihazının saatlik fahiş kiralama bedelleri, Şili’deki uzay kayaçları arşivine erişim lisansları ve tezi için ihtiyaç duyduğu vakumlu ultra-temiz numune saklama haznelerinin maliyeti, akademinin dar imkânlarını çoktan aşmıştı. Bu finansal kısıt, onu kendi koyduğu sarsılmaz kurallarla yönettiği ikili bir hayata yöneltmişti. Kampüs laboratuvarında tozlu kayaç örnekleri arasında kaybolan mütevazı bir akademisyen olan Ezgi; İstanbul’un dev madencilik holding patronları, uzay teknolojisi yatırımcıları ve nadir antika koleksiyonerleri arasında ise kozmokimya hakimiyeti, büyüleyici diksiyonu ve sarsıcı gözlem gücüyle tanınan seçkin bir refakatçi olan "Aero"ydu.
Son randevusu, Çamlıca sırtlarında Boğaz’a hakim yüksek güvenlikli özel bir malikânede, uluslararası bir kıymetli taş ve uzay madenciliği fonunun Türkiye direktörüyle gerçekleşti. Müşterisi onu, Körfez ülkelerinden gelen yatırımcılara ve özel koleksiyonerlere vereceği prestijli bir akşam yemeğinde kendisine eşlik etmesi, uzay madenciliği ve nadir mineraller üzerine entelektüel sohbetler yürütmesi için kiralamıştı. Yemek salonunun iklimlendirmeli sergi bölümünde, fonun Mars’tan düştüğü iddiasıyla milyonlarca dolar ödeyerek özel bir müzayededen satın aldığı nadir bir "Shergottite" türü Mars gök taşı parçası ve analiz raporu Ezgi’nin dikkatini çekti. Müşterisinin kibrini ve koleksiyonuyla övünme arzusunu zekice sorularla besleyen Ezgi, kadehini yudumlarken gözleriyle taşın şeffaf numunesindeki piroksen-plajiyoklaz mineral oranlarını ve okyanus çökelleri izotop imzasını zihninde analiz etti. Numunenin Mars atmosferik gaz bileşimini taşımadığını, bunun Dünya üzerindeki volkanik bir magma kayacının özel laboratuvar koşullarında yüksek basınçla şoklanarak hazırlanmış son derece nitelikli bir sahtecilik ürünü olduğunu anında tespit etti. Ezgi, adama hissettirmeden sunduğu teorik izotop jeokimyası sorularıyla rapordaki bu devasa sahtekarlığı fark etmesini sağladı ve fonun hem milyonlarca dolarlık ilave yatırım kaybından hem de uluslararası bilim camiasında rezil olmaktan kurtulmasını sağladı.
Gece sona erip kazandığı yüksek miktardaki ödemeyi aldığında Ezgi, sadece kendi araştırmalarını ve bütçesini güvenceye almakla kalmadı. Bu kazancın bir kısmıyla, Doğu Anadolu’daki kırsal alanlarda düşen gerçek meteorit parçalarını belgeleyip köylülerin haklarını koruyarak ulusal müze envanterine kazandıran genç jeoloji öğrencileri kolektifine gizlice finansal kaynak sağaldı. Ertesi sabah fakültedeki masasına dönüp mikroskop altındaki gerçek gök taşı kesitini incelemeye başladığında, ne akşamın ihtişamından ne de "Aero" kimliğinden tek bir iz kalmıştı. Ezgi için bu çift hayat, bir çaresizlik değil; evrenin taşlara kazıdığı kimyasal dili ve analitik zekasını kullanarak kendi bağımsızlığını inşa ettiği, sahte mucizeleri açığa çıkarırken insanlığın gerçek evren mirasını koruduğu stratejik bir satranç oyunuydu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.