İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Nehir’in Belgrad Ormanı’ndaki Yaratıcılık Sınavı

Teslimat saatine yetiştiğinde, jüri üyeleri eserdeki o ham, işlenmemiş doğa dokusuna ve kompozisyonun taşıdığı derin hikâyeye hayran kaldı. Nehir, yarışmada birincilik ödülüne layık görüldü. Akşamüstü Orman yolundan Sarıyer Sahili’ne doğru inerken Nehir, İstanbul’un elindekileri alsa bile ona daha güçlü bir ruhla yeniden başlama imkânı verdiğini çok iyi biliyordu.

Eylül ayının ilk serin rüzgârları Belgrad Ormanı’nın sararmaya başlayan yapraklarını savururken, Nehir omzundaki ağır botanik toplama çantası ve ahşap kurutma presiyle ıslak patikada adımlarını zorlukla atıyordu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı son sınıf öğrencisi olan Nehir, Artvin’den bu şehre büyük hayallerle gelmişti. Sarıyer’in ıssız bir köşesinde, tavanından nem sızan rutubetli bir bodrum katında kalıyor; geceleri özel tasarım bitki tabloları hazırlayarak hem eğitim masraflarını karşılıyor hem de ev kirasını ödemeye çalışıyordu.

O gün, hayatının en önemli projelerinden birinin teslim günüydü. Orman Genel Müdürlüğü ve Doğa Koruma Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği "İstanbul’un Endemik Bitkileri ve Kent Estetiği" yarışması için Belgrad Ormanı’na özgü nadir bitki yapraklarından ve kurutulmuş taç yapraklardan oluşturduğu devasa botank panoyu teslim etmesi gerekiyordu. Eğer projesi kabul edilirse hem yurt dışı staj bursu kazanacak hem de aylardır biriken fatura borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir uykusuz kalarak, sabahın erken saatlerinde ormanın derinliklerine dalarak en özel türleri toplamış ve kurutma presinde günlerce bekletmişti.

Ancak Büyük Bend’in yakınlarındaki kaygan patikadan aşağı inerken, çamurlu zemine tutunamayan Nehir’in ayağı bir ağaç köküne takıldı. Nehir, dengesini kaybederek dik yamaçtan aşağı doğru kapaklandı. Kucağındaki ahşap pres panosu savrularak derenin çamurlu ve hızlı akan suyuna yuvarlandı. Düşüşün etkisiyle bileği burkulmuştu ama canının acısını unutup buz gibi suya koştu. Ne var ki haftalardır büyük bir özenle kuruttuğu, üzerlerinde ince işçilikle hazırladığı bitki koleksiyonu suyun etkisiyle darmadağın olmuş, çamurlu suyun içinde eriyip gitmişti.

Nehir, ıslak toprağın üzerine çöküp dondurucu suyun içinde yüzen son yaprak parçalarına baktı. Uykusuz geçen geceler, parmaklarındaki nasır izleri ve kurduğu tüm gelecek hayalleri saniyeler içinde o bulanık suyun içinde yok olup gitmiş gibiydi. Ağlamaktan göz pınarları kuruyan genç kız, bu koca şehrin ve doğanın bile onun mücadelesine karşı ne kadar acımasız olduğunu düşündü.

O sırada patikanın kenarındaki tarihi bentlerin bakımını yapan, Orman Bölge Müdürlüğü’nden emekli ahşap ve bitki uzmanı Tahsin Amca kızı fark etti. Sırtındaki eski yağmurluğu Nehir’in omuzlarına örterek onu kulübesine götürdü ve önüne dumanı tüten bir ıhlamur bıraktı.

Tahsin Amca, kızın çaresizliğini dinledikten sonra kulübenin camından dışarıdaki sararmış ağaçları gösterdi: "Yaprak döküldü diye ağaç kurur mu kızım?" dedi tebessüm ederek. "Doğa sana elindeki kurumuş yaprakları unutturup tazeyi bulmanı söylüyor. Şehir de böyledir; seni yıkar ama doğru yere bakarsan sana her zaman yeni bir malzeme sunar."

Tahsin Amca, kulübenin arkasındaki özel serasından kurutulmuş kozalak kabukları, meşe palamudu şapkaları ve asırlık çınar kabukları çıkardı. Nehir, ustanın rehberliğinde titreyen elleriyle su kovanındaki çamurla harmanladığı bu doğal malzemeleri, yanında kalan son yedek ahşap plakaya işlemeye başladı. Kaybolan ince yaprakların yerini, ormanın daha güçlü ve dirençli dokuları almıştı.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. sehirvegizlilik.icusehirvegizlilik.icu