Selen, bir su sporları kulübünde idari işler personeli ve cankurtaran olarak çalışan yirmi üç yaşında bir genç kadındı. Spor akademisinden mezun olduktan sonra kendi alanında iş bulamayınca, lüks restoranların ve kulüplerin sıralandığı Florya sahil şeridindeki bir tesiste asgari ücretle işe girmişti.
Selen’in zorluğu; zenginliğin ve şatafatın tam ortasında, görünmez bir işçi olarak tükenmekti. Her sabah Küçükçekmece’deki nemli ve karanlık evinden çıkıp Marmaray ile Florya’ya geliyor, orada lüks araçlarıyla gelen insanlara hizmet ediyordu. Kulüpteki yöneticilerin baskısı, mesai saatlerinin uzayıp gitmesi ve hak ettiği mesai ücretlerini alamaması onu günden güne yıpratıyordu.
En büyük kırılma anı, kulüpte düzenlenen büyük bir yaz sonu partisinde yaşandı. Tesisin tüm düzenlemesinden, temizliğinden ve güvenliğinden sorumlu tutulduğu o gece, lüks bir aracın kapıda çizilmesi üzerine tüm ihale Selen’in üzerine yıkıldı. Kulüp müdürü, müşterinin önünde Selen’i ağır şekilde azarladı ve yevmiyesini keseceğini söyledi. Haksızlığa uğramanın verdiği derin acıyla tesisi terk eden Selen, gece yarısı Küçükçekmece sahiline doğru yürümeye başladı. Marmaray seferleri bitmişti ve cebinde taksi tutacak parası yoktu. Sahildeki banklardan birine oturup Karanlık Marmara Denizi’ne baktı. Dalgalar kıyıyı döverken, harcadığı emeğin hiçe sayılması ruhunu daraltıyordu. Ama o deniz ona pes etmemeyi de öğretmişti. İçindeki öfkeyi güce dönüştürüp ertesi gün hukuki haklarını aramak üzere İş İŞKUR’a başvurmaya karar verdi; bu şehirde ezilmeyi kabul etmeyecekti.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.